27 Eylül 2010 Pazartesi

Saygı duyuyorummm

Oruç agız mı? Tıklayın, ibo kimlerle aşık atıyor bi bakın, gerçekten saygı duyuyorum, adam jedi beyler...

Gülmekten karnım ağrıdı, hatta karnımın ağrısı geçmeyince lan yoksa apandisit mi oldum diye doktora gittim, o sırada doktorlar dizisinin eski bölümlerini izleyen doktorlar beni ciddiye almadılar. Bişey olmaz az gül, o kadar gülmek iyi değildir dediler. İyi değil derken? Adamın başına bişey gelir, efendi ol lan biraz dediler. Biraz münakaşa ettik acilde, güvenlik gelince kaçtım, çünkü güvenliğe asla güvenmedim.
Güveninizin eseri...

5 Eylül 2010 Pazar

Allahuuum Daaans ve elbette Allahuuum Şaaans



Merhaba sevgili internet dostlarım, uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz. Bu blogculuk işi gerçekten zormuş. Twitter'a benzemir, su istir, çapa istiir, Amerika'da 350 gayme verilarmış blogculara. -Ayda mı? -Yok ağam, günde... Velhasıl uzun zamandır yazamadım, önce bir takım sağlıksal durumlar girdi araya, efendim onları hallettik ettik derken tatile gidelim dedik aile meclisinin kararıyla, tatil bitti çok sevdiğimiz adeta müptelası olduğumuz işlerimize döndük ama kalbimizin bir kısmı egede bir kısmı da karadenizde kaldı, onu engelleyemedik. Beş günümüzü geçirdiğimiz hergünü bir yıldız otelimizin barında, plajında sürekli çalıp bizi psikoza sürükleyen ve fransızcanın aslında bir dil değil karın gurultusu olduğuna emin olmamızı sağlayan bu güzide şarkıyı buraya koymamın sebebi üstünden haftalar geçmiş olmasına rağmen hala tatilin etkisinden kurtulamamış olmamdır...

21 Haziran 2010 Pazartesi

Hareket Çekme Kralını Görürsün


Dün ailecek bir Samsun-Ankara yolculuğu gerçekleştirdik. Tabi daha öncesinde bir Ankara-Samsun yolculuğu gerçekleştirmiştik ama o yolculuk böylesine maceralarla dolu değildi. Şimdi uzun uzun yolculuk anlatacak değilim, otobüste bizden başka 40 kişi daha vardı. Eminim onların umrunda bile değildir. Herneyse, her yolculukta olduğu gibi otobüsümüz kıymetli yolcuları sıkılmasın diye tv hizmeti verdi. Eskiden bu hizmet videodan film izlemek şeklindeydi, bütün Die Hard filmlerini o soğuk ve şehirlerarası otobüs yolculuklarında izledim ben ve beslenme çantamda topkekti Bruce Wills (Buruş Vils okunur). Daha sonra uydu geldi tabi, mertlik bozuldu. Yolcuların asgari müşterekte buluşması zorunluluğu ortaya çıktı. Uzaktan kumandayı ele geçirmeyi kale burcuna bayrak dikmekle eşdeğer kabul eden biz (aile kurumu bu uzaktan kumanda üzerine kuruludur) nasıl asgari müşterekte buluşacaktık? Bu arada "asgari müşterekov" olsaydı çok güzel orta asya türki cumhuriyet lideri adı olurmuş, neyse. Bize gereken suya sabuna dokunmayan bir mizah programıydı. Kimsenin itiraz etmeden güleceği şakalar yapan bir program. Kanalı değiştiren muavin arkadaşın gerginliği kanallar arasındaki geçiş süresinden belli oluyordu. O esnada Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı enfes yapım imdada yetişti. Kanal seçmekten sorumlu muavin, Yılmaz Erdoğan'nın egosunun hazırlayıp sunduğu ve "vermek, gideri var, gideri yok, kanka, kız, karı, kop, dans, çıkmak, çocuk, yakışıklı" gibi kelimelerden ve cümlelerden başka anlamlı ses çıkaramayan bir grup neşeli gencin oynadığı Çok Güzel Hareketler Bunlar'da karar kıldı. Kıldı kılmasına da işte eziyet o anda başladı. Çünkü otobüste kızımdan başka 16 yaşın altında kimse yoktu. Haliyle muavinin ve diğer otobüs yöneticilerinin, ön koltuk sahiplerinin ki bunlar imtiyazlı kişilerdir beklediği gibi bir toplu gülme efendime söyleyim kahkaha felan olmadı. En fazla bir iki tebessümdür o da "hıhım" kıvamında. Neden peki? Hemen söylim, bu hareketçi gençlere bizim ergenlerimizden başka kimse gülmez (bu yaş haddini aşan bi kişi vardır gülenlerden belki, o da Gülben Ergen, ama sonuçta o da ergen, ayrıca Yılmaz Erdoğan'ın yengesi), peki siz hiç insanı gülmekten yerlere yatıran bir ergen gördünüz mü? Ben görmedim şahsen. Tavsiyem bu arkadaşlar ve Kanal D yöneticileri, sahipleri işte artık kimse, bu programa devam edeceklerse eğer, Yumurcak TV yahut TRT Çocuk gibi bir ergen kanalı kursunlar, örneğin Sivilce TV, bu programa orda devam etsinler. Bu şekilde sürdürmek gibi bir niyetleri varsa valla yapacakları en şık hareket İstiklal Marşı'nı okuyup dağılmak olacaktır.
Dağılınööööö!

12 Haziran 2010 Cumartesi

Waka Waka-i Hayriye



Dünya Kupası dün Güney Afrika'da başladı. Dünya Kupası'nın resmi şarkısı da Şakire'nin seslendirdiği Waka Waka diğer adıyla This Time for Africa. Dünya Kupası'nın resmi içeceği ise su, evet bildiğimiz su. Resmi şarkıyı seslendiren bir içim su Şakire'ye nazire yaparcasına kupanın resmi içeceği de su olarak belirlenmiş. aldığım duyumlara göre bu resmi içecek işini Mandela halletmiş, "ben öyle kola mola istemem, biz az mücadele vermedik bu kölecilere karşı zamanında, hayatımı yidim la ben allahsızlaaar" demiş, "Suyun nesi var mis gibi" diye de devam etmiş.
Dünyanın malum beyaz efendileri this time for africa ayağına felan, hadi bak organizasyonu da sizin düzenlemenize karar verdik kerkenezler diyerek bi vicdan muhasebesine mi girdiler acep? Bu gazla kupayı da siyahi zenci kardeşlerimizden birinin alması için bi iteleme olur mu? Yok daha neler.


O değil de dün Fransa-Uruguay maçını izledim. Bu Fransızlar niye böyle ya, niye el attıkları her iş dünyanın en sıkıcı şeyine dönüşüyor. Müzik öyle, spor öyle, sinema öyle, bok öyle püsür öyle. Maçı izlerken hiç niyetim olmadığı halde uyumuşum. Rüyamda İspanya-Arjantin finali izledim, şerefsizim daha zevkliydi. Maçın normal süresi 23-23 berabere bitti, uzatmalarda oyuna Maradona felan girdi, güya İspanya da Tayyip Erdoğan'ı transfer etmiş, atla girdi sahaya, düştü sonra omzu çıktı, penaltıyı gole çeviremedi İspanya, kupayı da Arjantin Che Guevara'nın uzatmalarda attığı golle kazandı (Hasta la victoria siempre!)

İnsanı delirme sınırına yaklaştıran ve Fransızlar'dan bile korkunç olan bi tek şey var bu kupada, bırak kupayı belki de dünya da, o da Vuvuzela'dır. Evet, size maç izlerken sanki bi yerlerden katil arılar filminin sesi geliyormuş, az sonra kovandan oğul veren arılar kötünüzü başınızı sokacakmış hissi veren şey vuvuzela. Allah onun vuvuzela gibi bin türlü belasını versin. Bu nedir ya, sanki tribünde oturmuş biletli 25-30 milyon arı maç izliyor.
Arılaaar, arılaaaar, şimdi gözümde canlandılaaar...

10 Haziran 2010 Perşembe

Fırtınalaaaar Koparsa Kopsuuun



"NASA, Dünya'yı gerçekleşecek Güneş fırtınasına karşı uyardı ve tarihini de verdi!"
10 Haziran tarihli Millyet Gazetesi'nde böyle tırstırıcı bi haber var. Haber şöyle devam ediyore; "GPS devre dışı kalacak, cep telefonları, TV'ler ve radyolar çalışmayacak, enerji kesintileri yaşanacak ve dünya genelinde tedarik zincirleri çökecek. Kredi kartları, ATM'ler işe yaramayacak. Hiçbir şey çalışmayacak, sessizlik, karanlık ve kaos hakim olacak." yani diyor ki bizlere NASA'cılar kısaca, tarraa yan bastınız. Yalnız bence osuruktan bilim-kurgu senaryosu gibi duran ve muhtemelen Nasa'da çalışan bir medyumun söylediği bu şeyler sanki bizi korkutmak için söylenmişe benziyor.
- O olacak, bu olacak, kıllar patlayacak, yünler dökülecek.
- Abi telefon ederim, mesaj yollarım (atarım, çekerim, siz ne diyorsanız artık)
- Bok edersin çalışmayacak,
- Abi tv den izleriz durumu, haber alır insanlar birbirinden.
- Babayı izlersin yavrum, o da çalışmayacak, radyolar da poku yutacak, artık sabahları Murat Kazanasmaz'dan yol durumu alamıcaksın.
- Ya GPS felan var bulurlar heralde bizi,
- He bulurlar canım bekle sen, o da çalışmayacak.
- Ya etkilenmeyen bi yere gideriz, gerçi para yok ama kart var, asgarisini ödüyorum,
- La oğlum kart mart yok lan, unut, kart işi bitti!
- Borçlar, kart borcu, o da bitti mi?
- Onu bilemem, onu ayarlarlar.
- Ee abi nolucak o zaman, napıcaz yaa!
- Sessizlik, karanlık ve kaos hakim olacak, agzınıza zıçacaz...

Valla heralde dünyamızdan milyarlarca yıldır sevgisini, şefkatini esirgemeyen güneş, bişeye pis bozuldu galiba, gezegence bi yanlış yaptık ama ne? Gerçi benim aklıma bu iletişim ağını çökmesinden hareketle bişeyler gelmiyor da değil. Baktı güneş efendi, dedi la bunlar msn de birbirlerine sürtmekten başka bişey yapmıyorlar, kurmuşlar facebooktu felan millet çocukluk arkadaşını bafilemeye çalışıyor, tıvitırı bilmem neyi alayı kolpacı olmuş, kesiyorum lan hattınızı, alıyorum tüm yetkimi sizden. Ne bilim bütün bu internet, cep telefonu, zart zurt gibi şeyler çökeceğine göre, aklıma başka ihtimal gelmiyor, güneşe tapan bi insan olarak. Hayır o değil de tam da blog mılog yazmaya başladıydık ya, neyse 2013'e daha var.
Alo, alooo, aşkım susmaaa...