11 Ekim 2010 Pazartesi

Hayal Aleminin Sisli Dünyasına Dahil Olalım



Hafta sonu cnbc-e de Star Wars-Revenge of the Sith izleyip rakı içtim. Serinin bu en hüzünlü, en dramatik bölümünü izlerken, kadehi kadehe uladım. Anakin Skywalker Dart Vader'a dönüşürken, kah hüzünlendim, kahpe felek ne oyun ettin alemin en kral jedi delikanlısına diye hayıflandım, kah sinirlenip senatoya sövdüm, galaksiye isyanım vaar diye bağırdım. Kafam iyi oldukça Anakin'e hak verdim, seviyorum ulaan diye haykırdım.

Bu sabah ekşi sözlük'ün katkılarıyla Öncel Öziçer diye bir hanımefendinin Star Wars hakkında yazmış olduğu bir yazıyı okudum, kont dookudum. Yazının linkini aşağıda vericem, epey de bi zaman geçmiş yazının üstünden ama ben yeni gördüm, George Lucas'a felan da bişey söylemedim, ayıp olur...Lakin şunu başta belirtmeden geçemicem, kendisinin kanında midichlorian oranı çok düşük bence, gitsin bi özel hastaneye test yaptırsın, iki güne veriyorlar sonucu, ona göre bi beslenme programı alsın, dalak yisin, böbrek yisin...

söz konusu yazıyı okumak için buraya tıklamasyon...

Şimdi daha filmin adını yazamadan saydırmaya başlamışsınız anladık, bi ara Yüzüklerin Efendisi'ne de giydirmişsiniz sözlükten okuduğum kadarıyla, ağzınızın payını da taa orta dünyalardan duyulacak şekilde almışsınız, yüzüklerin hanımefendisi olmuşsunuz, ona da vakıf olduk. Koskoca 6 bölümlük seriye, dünyayı peşinden koşturmuş, sinemada çığır açmış, dönem başlatmış bir hikayeye bi kere cnbc-e de rastladın ve arkadaş hatırına (demekki çok ısrar etti arkadaş, ölümü gör izle kıız..)izleyip neden Aşk-ı Memnu muamelesi yapıyorsun. Ayrıca olmayan dünya nedir, varolmayan sorunlar ve savaşlar nelerdir? Hayal aleminin sisli dünyasına nasıl girilir? Sence Star Wars ya da Yüzüklerin Efendisi izleyen, seven, okuyan felan bizler, bu savaşlar sonucu mağdur mu olduk? Örneğin Pelennor Meydan Savası sonrası orta dünyaya birleşmiş milletler askeri mi istedik? Gitti jediler diye cenaze töreni mi yaptık da, kurtlar vadisindeki çakır ölünce temsili cenaze töreni yapanlar gibi, bu muameleyi hakettik?

Bu hanımefendi, sinema sanatını yanlış anlamış, hem de çok pis yanlış anlamış. Onlar gerçek değil felan diyor bize, kendinizi hayal alemine kaptırıyorsunuz boktan hayatlarınız olduğu için buyuruyor kendileri, rol o gerçek öpüşmüyorlar diyen nineler gibi. Ayrıca teknolojide gelinecek son noktanın zıplayarak gelen telefonlar olması da manidar, tamam abla olursa böyle bişey şaşırmayız, gerçekten hayal gücünüz karşısında saygıyla eğiliyoruz ama arkamızda kimseyi hayal etmeyin eğilirken. Yani biz bunları izleyip sevdiğimiz için Allahın delileri oluyoruz, boktan hayatlar sahibi oluyoruz, niye oluyoruz çünkü onlar hayal, ama uyduruk Amerikan romantik komedileri, siktiriboktan bestseller kitaplardan afırma filmler gerçek hayat dimi, hepiniz birer Julia Roberts, Bridget Jones olmuyorsunuz izlerken, hiç Kasımda Aşk Başkadır felan demiyorsunuz...
Kasımdan dize kadar, iyi seyirler herkese...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Saygı duyuyorummm

Oruç agız mı? Tıklayın, ibo kimlerle aşık atıyor bi bakın, gerçekten saygı duyuyorum, adam jedi beyler...

Gülmekten karnım ağrıdı, hatta karnımın ağrısı geçmeyince lan yoksa apandisit mi oldum diye doktora gittim, o sırada doktorlar dizisinin eski bölümlerini izleyen doktorlar beni ciddiye almadılar. Bişey olmaz az gül, o kadar gülmek iyi değildir dediler. İyi değil derken? Adamın başına bişey gelir, efendi ol lan biraz dediler. Biraz münakaşa ettik acilde, güvenlik gelince kaçtım, çünkü güvenliğe asla güvenmedim.
Güveninizin eseri...

5 Eylül 2010 Pazar

Allahuuum Daaans ve elbette Allahuuum Şaaans



Merhaba sevgili internet dostlarım, uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz. Bu blogculuk işi gerçekten zormuş. Twitter'a benzemir, su istir, çapa istiir, Amerika'da 350 gayme verilarmış blogculara. -Ayda mı? -Yok ağam, günde... Velhasıl uzun zamandır yazamadım, önce bir takım sağlıksal durumlar girdi araya, efendim onları hallettik ettik derken tatile gidelim dedik aile meclisinin kararıyla, tatil bitti çok sevdiğimiz adeta müptelası olduğumuz işlerimize döndük ama kalbimizin bir kısmı egede bir kısmı da karadenizde kaldı, onu engelleyemedik. Beş günümüzü geçirdiğimiz hergünü bir yıldız otelimizin barında, plajında sürekli çalıp bizi psikoza sürükleyen ve fransızcanın aslında bir dil değil karın gurultusu olduğuna emin olmamızı sağlayan bu güzide şarkıyı buraya koymamın sebebi üstünden haftalar geçmiş olmasına rağmen hala tatilin etkisinden kurtulamamış olmamdır...

21 Haziran 2010 Pazartesi

Hareket Çekme Kralını Görürsün


Dün ailecek bir Samsun-Ankara yolculuğu gerçekleştirdik. Tabi daha öncesinde bir Ankara-Samsun yolculuğu gerçekleştirmiştik ama o yolculuk böylesine maceralarla dolu değildi. Şimdi uzun uzun yolculuk anlatacak değilim, otobüste bizden başka 40 kişi daha vardı. Eminim onların umrunda bile değildir. Herneyse, her yolculukta olduğu gibi otobüsümüz kıymetli yolcuları sıkılmasın diye tv hizmeti verdi. Eskiden bu hizmet videodan film izlemek şeklindeydi, bütün Die Hard filmlerini o soğuk ve şehirlerarası otobüs yolculuklarında izledim ben ve beslenme çantamda topkekti Bruce Wills (Buruş Vils okunur). Daha sonra uydu geldi tabi, mertlik bozuldu. Yolcuların asgari müşterekte buluşması zorunluluğu ortaya çıktı. Uzaktan kumandayı ele geçirmeyi kale burcuna bayrak dikmekle eşdeğer kabul eden biz (aile kurumu bu uzaktan kumanda üzerine kuruludur) nasıl asgari müşterekte buluşacaktık? Bu arada "asgari müşterekov" olsaydı çok güzel orta asya türki cumhuriyet lideri adı olurmuş, neyse. Bize gereken suya sabuna dokunmayan bir mizah programıydı. Kimsenin itiraz etmeden güleceği şakalar yapan bir program. Kanalı değiştiren muavin arkadaşın gerginliği kanallar arasındaki geçiş süresinden belli oluyordu. O esnada Çok Güzel Hareketler Bunlar adlı enfes yapım imdada yetişti. Kanal seçmekten sorumlu muavin, Yılmaz Erdoğan'nın egosunun hazırlayıp sunduğu ve "vermek, gideri var, gideri yok, kanka, kız, karı, kop, dans, çıkmak, çocuk, yakışıklı" gibi kelimelerden ve cümlelerden başka anlamlı ses çıkaramayan bir grup neşeli gencin oynadığı Çok Güzel Hareketler Bunlar'da karar kıldı. Kıldı kılmasına da işte eziyet o anda başladı. Çünkü otobüste kızımdan başka 16 yaşın altında kimse yoktu. Haliyle muavinin ve diğer otobüs yöneticilerinin, ön koltuk sahiplerinin ki bunlar imtiyazlı kişilerdir beklediği gibi bir toplu gülme efendime söyleyim kahkaha felan olmadı. En fazla bir iki tebessümdür o da "hıhım" kıvamında. Neden peki? Hemen söylim, bu hareketçi gençlere bizim ergenlerimizden başka kimse gülmez (bu yaş haddini aşan bi kişi vardır gülenlerden belki, o da Gülben Ergen, ama sonuçta o da ergen, ayrıca Yılmaz Erdoğan'ın yengesi), peki siz hiç insanı gülmekten yerlere yatıran bir ergen gördünüz mü? Ben görmedim şahsen. Tavsiyem bu arkadaşlar ve Kanal D yöneticileri, sahipleri işte artık kimse, bu programa devam edeceklerse eğer, Yumurcak TV yahut TRT Çocuk gibi bir ergen kanalı kursunlar, örneğin Sivilce TV, bu programa orda devam etsinler. Bu şekilde sürdürmek gibi bir niyetleri varsa valla yapacakları en şık hareket İstiklal Marşı'nı okuyup dağılmak olacaktır.
Dağılınööööö!

12 Haziran 2010 Cumartesi

Waka Waka-i Hayriye



Dünya Kupası dün Güney Afrika'da başladı. Dünya Kupası'nın resmi şarkısı da Şakire'nin seslendirdiği Waka Waka diğer adıyla This Time for Africa. Dünya Kupası'nın resmi içeceği ise su, evet bildiğimiz su. Resmi şarkıyı seslendiren bir içim su Şakire'ye nazire yaparcasına kupanın resmi içeceği de su olarak belirlenmiş. aldığım duyumlara göre bu resmi içecek işini Mandela halletmiş, "ben öyle kola mola istemem, biz az mücadele vermedik bu kölecilere karşı zamanında, hayatımı yidim la ben allahsızlaaar" demiş, "Suyun nesi var mis gibi" diye de devam etmiş.
Dünyanın malum beyaz efendileri this time for africa ayağına felan, hadi bak organizasyonu da sizin düzenlemenize karar verdik kerkenezler diyerek bi vicdan muhasebesine mi girdiler acep? Bu gazla kupayı da siyahi zenci kardeşlerimizden birinin alması için bi iteleme olur mu? Yok daha neler.


O değil de dün Fransa-Uruguay maçını izledim. Bu Fransızlar niye böyle ya, niye el attıkları her iş dünyanın en sıkıcı şeyine dönüşüyor. Müzik öyle, spor öyle, sinema öyle, bok öyle püsür öyle. Maçı izlerken hiç niyetim olmadığı halde uyumuşum. Rüyamda İspanya-Arjantin finali izledim, şerefsizim daha zevkliydi. Maçın normal süresi 23-23 berabere bitti, uzatmalarda oyuna Maradona felan girdi, güya İspanya da Tayyip Erdoğan'ı transfer etmiş, atla girdi sahaya, düştü sonra omzu çıktı, penaltıyı gole çeviremedi İspanya, kupayı da Arjantin Che Guevara'nın uzatmalarda attığı golle kazandı (Hasta la victoria siempre!)

İnsanı delirme sınırına yaklaştıran ve Fransızlar'dan bile korkunç olan bi tek şey var bu kupada, bırak kupayı belki de dünya da, o da Vuvuzela'dır. Evet, size maç izlerken sanki bi yerlerden katil arılar filminin sesi geliyormuş, az sonra kovandan oğul veren arılar kötünüzü başınızı sokacakmış hissi veren şey vuvuzela. Allah onun vuvuzela gibi bin türlü belasını versin. Bu nedir ya, sanki tribünde oturmuş biletli 25-30 milyon arı maç izliyor.
Arılaaar, arılaaaar, şimdi gözümde canlandılaaar...